Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Nerede o eski bayramlar: Sizin en çok özlediğiniz bayram geleneği hangisi?

“Nerede o eski bayramlar” diyenler ekran başına, gözleriniz dolacak! Çocukluğumuzun Türkiye’sine götüren o unutulmaz gelenekler!

"Nerede o eski bayramlar" diyenler ekran başına, gözleriniz dolacak! Çocukluğumuzun

ÇOCUKLUĞUMUZUN TÜRKİYESİNE DUYGUSAL YOLCULUK: “NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR” DİYENLERİ MENDİL ARASI HARÇLIKLARIN VE KAVURMALI SABAH KAHVALTILARININ DÖNEMİNE GÖTÜRÜYORUZ!

Ankara siyasetinin CHP Genel Merkezi’ndeki polisle tarihi tahliye krizleriyle sallandığı, bilim dünyasının laboratuvarda problem çözen mini beyinlerle sarsıldığı ve Sri Lanka’nın Türk vatandaşlarına vize ücretini tamamen kaldırdığı bu hareketli 26 Mayıs Salı gününde, kalbimizi yumuşatacak, bizi anılarımıza saracak sıcacık bir nostalji rüzgarı esiyor. Türkiye’nin her köşesinde yaklaşan Kurban Bayramı’nın tatlı telaşı ve alışveriş koşturmacası yaşanırken, her kuşağın dilinde o meşhur, sitemkar ama bir o kadar da özlem dolu cümle yankılanıyor: ‘Ah ah, nerede o eski bayramlar…’ Çünkü eskiden bayram, sadece işe veya okula verilen kısa bir tatil arası, sessiz bir dinlenme fırsatı ya da sahil beldelerine kaçış rotası değildi; koca bir mahallenin tek yürek olarak attığı, Türk aile yapısının o pamuktan sıcacık bağlarının ilmek ilmek işlendiği gerçek bir şölendi.

Hadi gelin, dijital dünyanın karmaşasını bir kenara bırakıp hep birlikte çocukluğumuzun Türkiye’sine doğru nostaljik bir yolculuğa çıkalım ve içimizi ısıtan, burnumuzun direğini sızlatan o eski bayram ritüellerini yeniden hatırlayalım.

1. Başucunda Bekleyen Bayramlık Ayakkabı Heyecanı

Arife gecesi olduğunda heyecandan gözümüze tek damla uyku girmezdi. Günler öncesinden büyük bir özenle seçilen o gıcır gıcır kırmızı patent pabuçlar, ütüsü zerre bozulmasın diye askıya titizlikle asılan bayramlık elbiseler yatağın hemen başucuna, baş yastığının yanına konurdu. Sabahın olmasını beklemek, bir çocuk için dünyanın en zor, en uzun işine dönüşürdü. Bayram, o kıyafetleri sabahın ilk ışıklarıyla üstümüze geçirdiğimiz o sihirli an resmen başlardı.

2. Sabahın Köründe Başlayan Limon Kolonyalı “Bayramlaşma” Mesaisi

Babaların, dedelerin ve abilerin bayram namazından dönüşü evde büyük bir heyecanla beklenirdi. Eve ilk adım atılır atılmaz, o muazzam bayramlaşma merasimi başlardı. Kapıdan giren her misafire daha ‘Hoş geldiniz’ demeden o buz gibi, ferahlatıcı keskin limon kolonyası dökülür, avuçlar serinletilirdi. Ardından salonun en güzel sehpasında duran şık kristal kasede sunulan o meşhur renkli bayram şekerleri, likörlü çikolatalar ve badem ezmeleri ikram edilirdi.

3. Ev yapımı Mis Kokulu Kavurmalı Bayram Kahvaltısı

Kurban Bayramı’nın dünya mutfaklarında eşi benzeri olmayan en büyük alametifarikası ise şüphesiz o ilk sabah kahvaltısıydı. Kurban kesildikten sonra eve gelen ilk taze etle, anneler ve anneanneler tarafından hemen oracıkta, mutfakta sacda veya döküm tavada lokum gibi, yumuşacık bir iç yağlı kavurma yapılırdı. Belki de normal bir günde sabah sabah insana çok ağır gelebilecek o dumanı üstünde sıcak kavurma, bayram sabahı tüm ailenin iştahla, taze fırın ekmeğini banarak yediği dünyanın en lezzetli, en unutulmaz yemeğine dönüşürdü.

4. Mendil Arasına Saklanmış Gıcır Gıcır Harçlıklar

Mahallenin çocukları için bakkaldan alınan poşetleri kapıp sokaklara dökülme ve kapı kapı dolaşma vakti gelirdi! Heyecanla zile basılır, kapılar güler yüzle açılırdı. Dikkat çeken detay ise eskiden harçlıkların asla öyle ulu orta, elden ele görgüsüzce verilmemesiydi. Harçlıklar, büyükler tarafından özenle ütülenmiş, mis gibi sabun kokan kumaş mendillerin içerisine zarifçe sıkıştırılır; yanına da mutlaka nane, tarçın ya da gül aromalı o sert akide şekerleri iliştirilerek çocukların avucuna bırakılırdı.

5. Büyüklerin Evinde Kurulan “Yer Sofraları” ve Kilometrelik Masalar

Bayramda çekirdek aile olarak evde oturmak diye bir kavram yoktu. Amcalar, teyzeler, dayılar, kuzenler derken en az 15-20 kişi aile büyüğünün evinde toplanırdı. Evdeki masalar yetmez, komşulardan tahta sandalyeler taşınır, odadan odaya uzanan upuzun yer sofraları kurulurdu. O sofralarda, arife gününden itibaren mahalledeki kadınların imece usulüyle omuz omuza açtığı, şerbeti tam kıvamında çıtır ev baklavaları ve anne eli değmiş incecik, kalem gibi dizilmiş zeytinyağlı yaprak sarmaları baş köşeyi alırdı. Tabaklar elden ele dolaşır, neşe tüm evi sarardı.

6. Paylaşmanın Zirvesi: Kapısı Herkese Açık “Mahalle” Kültürü

Kurban Bayramı’nın asıl ruhu ve büyüsü, o dönemlerdeki mahalle kültüründe gizliydi. Kesilen kurban etleri tartıyla değil, göz hakkı ve komşuluk hakkı gözetilerek özenle pay edilir, yoksulun hanesi mutlaka gözetilirdi. Sokaklarda kavurma kokuları birbirine karışır, çat kapı gidilen komşu ziyaretlerinde kapılar asla kilitlenmezdi. O güven, huzur ve samimiyet dolu sokaklar bayramı gerçekten bayram yapardı.

7. Ekranların Değil, Gözlerin İçine Bakılan Samimi Sohbetler

Akıllı telefonlara gömülmek, sosyal medyaya fotoğraf yetiştirmek ya da rehberdeki herkese aynı yapay zeka ürünü toplu bayram tebrik mesajını fırlatmak kesinlikle yoktu. Ziyaretlerde kimse elindeki ekrana bakmaz, salondaki tüplü televizyonlar bile arka planda sadece eski Türk filmlerini oynatırken asıl odak noktası aile büyüklerinin dizinin dibinde dinlenen o eski, ibretlik hikayeler olurdu. Kahkahalar emojilerle mesaj kutularına değil, gerçekten odanın ortasına atılırdı.

8. Gurbetten Gelen Akrabanın Valizinden Çıkan Mucizeler

Bayram aynı zamanda hasretin bittiği, büyük kavuşmaların yaşandığı bir zamandı. Başka şehirlerden, hatta Almanya’dan (“Almancılar”) uzun yolları aşarak gelen akrabaların o devasa valizleri salonun ortasında çocukların meraklı bakışları arasında heyecanla açılırdı. İçinden çıkan o değişik, Türkiye’de olmayan yabancı çikolatalar, gıcır gıcır kıyafetler ve pilli oyuncaklar çocukların dünyasını aydınlatır, gurbet hasreti o sıkı ve samimi sarılmalarla son bulurdu. National Geographic’in Bozcaada mutfağını övdüğü, mayanın çiçekleri coşturduğunun anlatıldığı bu güzel mayıs gününde, kalbimiz geçmişin o saf ve temiz günlerini arıyor.

EDİTÖR YORUMU: Teknolojinin hayatımızın merkezine oturduğu, bayramların sadece “5 günlük bir tatil fırsatı” olarak kıyı otellerinde harcandığı modern dünyada, geçmişin o saf, çıkarsız ve tamamen insan odaklı bayram ritüellerini hatırlamak insan ruhuna detoks etkisi yapıyor. Bugün lüks restoranlarda yenen etler, o eski bayram sabahı mutfaktan gelen o ilk sac kavurmasının kokusunun yerini asla tutamaz. Akıllı telefonların ekranlarından gönderilen soğuk “İyi bayramlar” mesajları, mis kokulu bir mendilin içinden çıkan o gıcır gıcır harçlığın yarattığı çocuksu mutluluğu ikame edemez. “Nerede o eski bayramlar” derken aslında özlediğimiz şey zamanın kendisi değil; kaybolan mahalle kültürü, komşuluk güveni ve birbirimizin gözünün içine bakarak ettiğimiz o samimi, telefonsuz sohbetlerdir. Ne mutlu o ruhu hala ailesinde yaşatabilenlere!

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Size ‘Nerede o eski bayramlar’ dedirten, çocukluğunuza dair en çok özlediğiniz ve asla unutamadığınız bayram geleneği hangisi? Yatak başucundaki bayramlık ayakkabılar mı, mendil arasındaki harçlıklar mı yoksa o kalabalık yer sofraları mı? Değerli bayram anılarınızı ve özlemlerinizi aşağıda bizimle paylaşmayı unutmayın!

Yeni Nesil TV
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Marka Flower Çiçekçi