“Zıt kutuplar birbirini mi çeker, yoksa benzerler mi anlaşır?” sorusu romantik ilişkilerin en eski tartışmalarından biridir. Michigan Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yapılan kapsamlı yeni bir bilimsel çalışma, mutlu bir ilişkinin sırrının gerçek uyumdan ziyade bambaşka bir algıya dayandığını ortaya koydu.
Yıllardır ortak ilgi alanları, benzer karakterler veya tam tersi farklılıkların ilişkiyi güçlendirdiği savunulsa da Journal of Social and Personal Relationships dergisinde yayımlanan dev araştırma, ezberleri bozan sonuçlar sundu.
Gerçek Benzerlik mi, Algılanan Benzerlik mi?
Onlarca yıllık bilimsel çalışmanın (toplam 339 araştırmanın) sistematik olarak incelendiği projede, klasik “benzerlik hipotezi” mercek altına alındı. Araştırma, çiftlerin gerçekten ne kadar benzer özelliklere sahip olduğundan çok, birbirlerini ne kadar benzer gördüklerinin ilişki mutluluğunu belirleyen asıl unsur olduğunu kanıtladı.
Buna göre çiftler;
-
Aynı temel değerlere sahip olduklarına inanıyorsa,
-
Benzer bir yaşam tarzını paylaştıklarını hissediyorsa,
-
Romantik beklentilerinin örtüştüğünü düşünüyorlarsa,
aralarındaki gerçek demografik (yaş, eğitim, sosyoekonomik geçmiş vb.) farklar ne olursa olsun ilişkilerinden çok daha yüksek memnuniyet duyuyorlar.
“Zıt Kutuplar Birbirini Çeker” Teorisi Çürüyor mu?
Farklı karakterlerin birbirini tamamlayarak dengeli bir ilişki kuracağını öne süren “tamamlayıcılık hipotezi” ise yeni araştırmada güçlü bir kanıt bulamadı. Bilim insanları, farklılıkların tek başına ilişkiyi güçlendirdiğini söylemenin mümkün olmadığını vurguluyor. İlişkinin ilk dönemlerinde kişilerin kendilerine benzeyen bireylere ilgi duyması; dünya görüşünün doğrulanması, karşılıklı kabul hissi ve “anlaşıldım” duygusunu pekiştirmesi açısından büyük rol oynuyor.
