Bizimle iletişime geçin

Yerli girişim Air Car, 2025’te sertifika alarak uçuşa başlamayı amaçlıyor. Elektirkli ve otonom sürüş özelliğine sahip araçlar, hava taksi hizmetinde kullanılacak.

Mikrodalgada silinen defter girişimiyle ses getiren Eray Altunbozar, uçan araba şirketi Air Car’ın çalışmaları hakkında açıklamalarda bulundu. İlk uçuşun 2025 yılında yapılması hedefleniyor.

Air Car isimli uçan arabalar İstanbul’da hava taksi hizmetinde kullanılacak. Projenin 1/10 ve 1/3 boyutlu prototiplerinin üretimi tamamlandı. Şimdi de tam boyutlu modelin üretimi yapılıyor. Avrupa Sivil Havacılık Birliği’nin uçan arabalarla ilgili hazırladığı ön çalışmaya göre geliştirmeler yapılıyor. 2025’te testlerin tamamlanıp sertifika alınması amaçlanıyor.

Yüzde 100 elektrikli ve otonom

Air Car yüzde 100 elektrikli motordan güç alacak. Otonom sürüş yeteneğine sahip araçlar iki kişiyle havalanabiliyor. Tek kişiyle 80 kilometre, iki kişiyle 50 kilometre menzil sunuyor. Aracın boş ağırlığı 250 kilogram olacak. Sonraki yıllarda aracın 4 kişilik versiyonunun geliştirilmesi planlanıyor.

Air Car kurucusu Eray Altunbozar, “İlk uçan arabamız 2025 yılı sonu gibi İstanbul semalarında olmasını planlıyoruz. 2030’da ise gökyüzünde bayağı uçan araba göreceğiz. İstanbul’dan sonra yurt dışına açılacağız. Hedefimiz trafiğin yoğun olduğu şehirler. Bu şekilde dünyada 100 kadar şehre ulaşmayı hedefliyoruz. Bu arabaların fiyatların makul düzeyde olacak. Şu an yurt dışındakilerin fiyatı 100-200 bin dolar civarında. Air Car ise orta sınıf araba fiyatında olacak.” dedi.

BİLGİ

ABD’de Yazın Ortasında Kış Yaşatan Hava Olayı; Kutup Girdabı Nedir ?

ABD’de meydana gelen kutup girdabı, Montana ve Colorado eyaletlerinde sıcaklıkların kısa bir süre içinde 30 ila 33 derece arasında düşmesine neden oldu. Bir gün öncesinde 30-35 dereceler ile yaz mevsimini yaşayan ABD halkı, saatler içerisinde aniden kış mevsimine geçti ve sıcaklık neredeyse sıfır dereceye kadar düştü. Bu duruma kutup girdabı denen hava olayı neden oluyor.

Kutup girdabı sayesinde Kış mevsimini, teknik olarak henüz mümkün değilken yazın tam ortasında en sert hali ile yaşayabilirsiniz. Kuzey Kutbu’nun etrafında dolanan uğultulu bu hava akışı, bu konuda kozları elinde tutuyor ve bu kozlar özellikle abd’de son yıllarda çok sık bir şekilde hayata geçiyor. Bilime göre bu durumun en önemli nedeni; çözüm bulma konusunda adım atamadığımız küresel ısınma…

 

Okumaya devam et

BİLGİ

Yönetiminde kadınların yer aldığı şirketler, daha fazla kâr elde ediyor

Peter unvanlı icra kurulu başkanlarının sayısı en iyi firmalardaki kadın CEO’lardan daha fazla

Uzmanlara göre kadın yöneticilerin varlığı, koronavirüsün neden olduğu ekonomik zorlukları aşmada önemli (Pixabay)

Yeni bir araştırma, kadın yöneticilere sahip  şirketlerin 10 kat fazla kâr edebileceğini ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, yöneticilerinin en az üçte biri kadın olan, borsaya kayıtlı şirketlerin, bu pozisyonlarda kadınların bulunmadığı şirketlere kıyasla 10 kattan fazla kâr ettiğini keşfetti.

Ancak cinsiyet çeşitliliği şirketi Pipeline’ın yaptığı araştırma Birleşik Krallık’taki (BK) en büyük 350 şirketin sadece 14’ünü kadınların yönettiğini ortaya çıkardı.

Londra Borsası’nda işlem gören en büyük 350 şirketin bulunduğu FTSE 350’deki firmaların yüzde 15’inde ise hiç kadın yönetici yok.

Araştırmacılar, Peter adı verilen icra kurulu başkanlarının sayısının kadın CEO’lardan fazla olduğunu ortaya koydu.

Yürütme kurullarında kadın bulunmayan şirketler yüzde 1,5’lik net kâr marjına sahipken kurullarının üçte birinden fazlası kadınlardan oluşan firmalar ortalama yüzde 15,2’lik net kâr marjına ulaştı.

Araştırmacılara göre yürütme kurullarında kadın olmayan borsa firmaları, kurullarının üçte birinden fazlası kadınlardan oluşan firmalarla aynı ney kâr marjına sahip olsaydı, vergi öncesi kârda 47 milyar sterlin (yaklaşık 415 milyar TL) daha yaratılabilirdi. Üstelik bu para, BK Sağlık Sistemi’ni 5 ay boyunca idame ettirmeye yetiyor.

BK’deki en büyük cinsiye çeşitliliği firması The Pipeline’ın kurucu otağı Lorna Fitzsimons şunları söyledi:

‘Women Count 2020’ raporu, liderleri çeşitli cinsiyetlerden oluşanlarla cinsiyet çeşitliliği gözetmeyen şirketlerin net kâr marjı arasındaki bariz farkı gösteriyor.

Hayatımızın en emsalsiz ekonomik zorluğu esnasında ekonomi, işletmelerin daha üretken olma fırsatını sürekli kaçırmasını göze alamaz. Bu kaçınılmaz resesyondan kısa sürede çıkmak istiyorsak, işletmeler ve hükümetler bu konuyu ekonomik bir zorunluluk olarak etkin biçimde ele almalı. Böylece bu krizden birlikte çıkarak, Kovid-19 sonrası dünyada her zamankinden daha güçlü ve daha birlik olacağız.

Cinsiyet eşitliği oranlarının en üst pozisyonlarda en düşük olduğu sektörlerden ikisinin, inşaat ve perakendecilik olduğu saptandı.

Araştırmacılar, koronavirüs tecridi yüzünden nisanda yüzde 20,4’lük rekor oranda küçülen Britanya ekonomisi bağlamında, şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derhal ele almasının zorunlu olduğunu savundu.

Tüm dünyadaki kadın ve erkeklerin üçte biri, erkeğin eşini dövmesini kabul edilebilir buluyor

Söz konusu açıklamalar, kısa süre önce yapılan bir araştırmanın koronavirüs krizinin cinsiyet eşitsizliğini tetiklediğini ortaya koymasının ardından geldi. Buna göre kadınların pandemi sırasında işlerini kaybetme olasılığı da erkeklerden neredeyse iki kat daha fazla.

Exeter Üniversitesi İşletme Fakültesi’ndeki araştırmacılar, tecrit sırasında erkeklerin yüzde 4’ünün, kadınların ise yüzde 7’sinin işsiz kaldığını ortaya çıkardı.

Bin 500 kişile anket yapılan ve bu ay hazırlanan rapor, halk sağlığı acil durumu sırasında kadınların çalışma saatlerinin azalma olasılığının arttığını ortaya koydu. Ancak bu esnada kadınların çocuk bakımı sorumluluğu, ev işi ve evde eğitim yükü de erkeklere kıyasla arttı.

Okumaya devam et

BİLGİ

Tarihte İlk Defa Dünya Nüfusu Azalma Eğiliminde

Dünya Nüfusu Tarihte Bir İlk Olarak Önümüzdeki Yıllar İçinde Azalma Eğilimi Gösterecek.

Modern tarihte ilk kez, Dünya nüfusu gelecek yüzyılda azalma eğrisine giriyor. Bu durum insanların yaşamlarını nasıl şekillendireceğine ve medeniyet anlayışımızı büyük ölçüde etkileyecek.

Günümüzde Dünya nüfusunu kabaca 7.8 milyar olarak hesaplıyoruz. 2064’te bu rakamın 9.7 milyara ulaşması bekleniyor. Lancet dergisinde yayınlanan bir makaledeki araştırmacılar ise bu popülasyonun 2100 yılında ise tekrar 8.8 milyar kişiye gerileyeceğini tahmin ediyor.

Sağlık Ölçekleri ve Değerlendirmeleri Enstitüsü’nden (IHME) küresel sağlık araştırmacısı Stein Emil Vollset’in aktardığına göre bunun sebebi insan kaynaklı olacak.

“Küresel nüfusta son gerileme 14. Yüzyıldaki kara ölüm (kara veba) denen veba salgınında gerçekleşti. Eğer tahminlerimiz doğruysa önümüzdeki azalma pandemi veya kıtlık gibi olağanüstü durumlar dolayısıyla değil, doğurganlıktaki düşüş sebebiyle olmalı.”

Özellikle 23 tane ülke nüfuslarının en az yüzde 50 civarı düştüğünü görebilir.

Japonya, Tayland, İtalya, İspanya, Portekiz, Güney Kore gibi ülkelerin düşük doğum oranları ve yaşlı nüfuslarıyla dikkat çektiğini görüyoruz. Nüfus artışının kontrolsüzlüğüyle bilinen ve 2017’de 1.4 milyar nüfusa sahip Çin bile 2100’de 732 milyona kadar inebilir.

Dünyadaki genel seyir düşüş eğilimi izlerken, bazı bölgelerde ise bir artış trendi bekleniyor. Örneğin Kuzey Afrika, Orta Doğu, Sahra altı Afrika nüfuslarını 2100’e kadar 3’e katlayabilir. Bu da yaklaşık 1.03 milyardan 3.07 milyara kadar bir nüfus artışı olarak hesaplanabilir.

Washington Üniversitesi Tıp Okulu’ndaki enstitüden (IHME) araştırmacılar ölüm oranları, doğurganlık ve göçün etkilediği küresel nüfusa önümüzdeki 80 yılda neler olacağını 2017 Global Hastalık Yükü Çalışmasındaki verileri kullanarak incelediler. Bu değişkenlere ayrıca savaş, doğal afet iklim değişikliği de eklenerek farklı coğrafyadaki popülasyonların ölüm oranlarının nasıl etkileneceği de araştırıldı.

Daha önceden belirtildiği üzere kadın güçlendirmeleri ve doğum kontrole ulaşımın düşük doğum oranlarını beraberinde getirmesine ek olarak, küresel ölçekte nüfusun düşüşü karmaşık bir altyapıya sahip.

Vollset’in aktardıklarına göre iki temel faktör var. Birincisi modern doğum kontrol yöntemlerine ulaşılabilirliğin artması. İkincisi ise kız çocuklarının ve kadınların eğitime erişimi.

“Bu faktörler doğurganlık oranlarını etkiliyor. Bir kadının hayatı boyunca doğurduğu çocuk sayısı nüfusun en büyük etkeni konumunda. Küresel doğurganlık ise düzgün bir düşüş eğrisine sahip, 2017’de 2.47 olan bu oran 2100’de 1.66’ya düşüyor. Bu oranlar nüfusu sabit tutmak için gereken kadın başına 2.1 sağlıklı doğum oranının altında kalıyor.”

Değişen süreçlerle birlikte birçok jeopolitik güç dengesinde radikal değişimler ve milyarlarca insanın hayatını nasıl idame ettireceği konusunda keskin dönüşler göreceğimiz düşünülüyor. Temel olarak bunlardan birisinin, çalışan nüfusun sert bir şekilde pastadaki paydan kaybolması ve dolayısıyla ekonomik güçlükler ve jeopolitik güç dengesinde değişimleri beraberinde getirmesi olması olarak görülüyor.

Yüzyılın sonunda dünya çok kutuplu bir hale gelecek

Dünya Nüfusu Tarihte Bir İlk Olarak Önümüzdeki Yıllar İçinde Azalma Eğilimi Gösterecek.

“Çalışan nüfusun dağılımı insanlığın yüceleceği veya solacağı bir gelecek için karar verici konumda.”

Dünyadaki yeni süper gücün ve söz sahibinin kim olacağı da hala popüler bir soru. 2035’te Çin’in ABD’yi gayri safi yurtiçi hâsıla konusunda geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacağı konuşuluyorken, eğer araştırmacıların tahminleri doğruysa 2098’de tekrar ABD’nin en üst noktaya taşındığını göreceğiz.

Lancet dergisinin baş editörü Dr Richard Horton bir konuşmasında bu dönemin önemini şöyle aktarıyor:

“21. yüzyılda medeniyet tarihimizdeki devrime tanıklık edeceğiz… Avrupa ve Asya yarattıkları küresel etkide gerilerken, Afrika ve Arap coğrafyası geleceğimizi şekillendirecek. Yüzyılın sonunda dünya çok kutuplu bir hale gelecek, Hindistan, Nijerya, Çin ve ABD baskın kuvvetler olacak… Bu şimdiden hazırlanılması gereken yeni bir dünya olacak…”

Bu yeni araştırma göç konusunda da küresel ölçekte bir tutum değişikliğine gitmemiz gerektiğini savunuyor. Geçtiğimiz yıllarda milliyetçi hükumetlerin tekrar iktidara gelmesi ve göçmenlere yönelik düşmanca tavırlar görmüş olsak da, yayınlanan bu raporda birçok ülkenin göçmenlere karşı daha liberal politikalar geliştirmesinin gerekliliği üstüne basarak dile getiriliyor.

Bu politikalar, en temel şekilde, nüfus oranlarını korumak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için gerekli. Bu makaleyi yorumlayanlardan biri olan Londra Üniversitesi Akademisi’nden (UCL) Profesör Ibrahim Abubakar bu durumun ciddiyetini açıkça dile getiriyor:

“Sonuç olarak, bu tahminler doğruysa artık göçmenlik ülkeler için bir seçenek değil bir zorunluluktur”

“Göçmenliğin veya göçün sağlık ve ekonomi üzerine pozitif etkileri dünyaca bilinmekte. Önümüzdeki yol ise ikiye ayrılıyor, ya planlı nüfus hareketleriyle sağlık ve ekonomiyi geliştirmek için çalışacağız; ya da ithal iş gücünün yarattığı alt sınıf ve istikrarsız toplumlarla yüzleşeceğiz.

Okumaya devam et

Trendler